Kalp Krizi Riskini Azaltmanın Yolları

Doç. Dr. Mutlu Güngör yaşam tarzını değiştirmek ile kalp krizini önlemenin mümkün olduğunu belirterek önerilerde bulundu. Kalp krizi nedenleri? Kalp krizine ne iyi gelir? Kalp krizi riskini azaltmak için ne yapılır? Detaylar haberimizde…

Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mutlu Güngör, koroner arterlerin tıkanması sonucu meydana gelebilecek olan kalp krizinin artık çocuk yaşta da ortaya çıkabileceğini vurgulayarak ”Kalp krizi halen tüm dünyada ve Türkiye’de görülen ölümlerin en büyük sebebidir. Türkiye’de her yıl yaklaşık olarak 200 bin kişi hayatını kalp krizi nedeniyle kaybetmekte ve bu sayı ne yazık ki her yıl artmaktadır” dedi. Uzman kardiyolog, yaşam tarzını değiştirmek ile kalp krizini önlemenin mümkün olduğunu belirterek önerilerde bulundu.

OBEZİTEDE ÇÖZÜM DÜZENLİ BESLENME 

Kişinin vücudunda barındığı fazla kilo kalp damar hastalıklarına ve kalp krizi riskini artıran en önemli faktörlerden biri olduğunu dile getiren Güngör, ”Toplumumuzda maalesef dengesiz beslenme, hareketsiz ve stresli hayat gibi durumlardan dolayı her geçen gün aşırı kilo sorunu yaşayanların sayısında artış görülüyor. Vücut kitle indeksinin 30’un üzerinde olması obezite, 40’ın üzerinde olması da morbid (ölümcül) obezite olarak tanımlanır. Obeziteyle mücadelenin temeli düzenli egzersiz ve dengeli beslenmedir. Düzenli yürüyüş yapmayı, az yemeyi alışkanlık haline getirmeliyiz. Yeme alışkanlıkları için başlangıçta diyetisyen önerisi alınabilir. Buna rağmen kilo veremeyen hastalarda yeni kullanıma giren ancak kısa dönemde çok başarılı olan medikal tedaviler de mevcuttur. Bu yüzden doktor önerileri de alınabilir. Egzersiz, diyet ve medikal tedaviye rağmen hala kilo veremeyen hastalarda hekim gerekli görürse obezite cerrahisi de düşünülmelidir. Ama cerrahi tedavi hiç bir zaman çözüm olarak görülmemelidir; yeme alışkanlığını değiştiremeyen hastalarda cerrahi sonrası tekrar kilo alındığı unutmamalıdır.”

GÖBEK ÇEVRESİ KALP SAĞLIĞINI GÖSTERİYOR!

Göbek çevresinin kalp sağlığı durumunu gösterdiğine dikkat çeken uzman kardiyolog, ”Kalp krizini önlemek için, vücudumuzun ideal kilosunu gösteren vücut kitle indeksi kadar göbek çevresi de önem taşıyor. Göbek çevresi iç organ yağlanması ile paraleldir. Yağlanma tipi cinsiyete göre değişmektedir. Erkekler genellikle elma tipi olarak bilinen göbek çevresine, kadınlar ise armut tipi olarak bilinen basen çevresine kilo alırlar. İdeal bel çevresi; erkekler için 102 cm, kadınlar için ise 90 cm altıdır; bu ölçünün üzeri ise riski artırır. Göbek çevrenizi düzenli ölçerek bu seviyelerin altına inmeye çalışın.” diye ifade etti.

DOĞRU BESLENME KALP KRİZİNİ ÖNLÜYOR!

Güngör, doğru beslenmenin önemine vurgu yaparak şunları kaydetti: ”Akdeniz usulü beslenme kalp ve damar hastalıklarından korunmanın başlıca anahtarlarından biri. Et ağırlıklı, yağlı, kızartılmış besinlerin yer aldığı beslenme yerine; sebze, meyve, balık, kuru bakliyat ve kararında zeytinyağı ile hazırlanan yeşilliklerin yer aldığı Akdeniz usulü beslenmeye geçin. Zeytinyağı antioksidan etkisi ile damar sertliğini azaltır, doymamış yağ olduğu için kolesterolü düşürücü etkisi vardır, ancak aşırı tüketiminden kaçınmak gerekir. Beslenmede; besin değeri yüksek, lifsel yapıda, omega 3 içerikli, düşük karbonhidratlı gıdalar tercih edilmelidir.”

AYDA 1 KEZ TANSİYON ÖLÇÜLMELİ!

Önerilerini sürdüren uzman, tansiyon hastalığına da değinerek ”Damarın içindeki basınç, tansiyon olarak tanımlanır. Tansiyon ne kadar yüksekse damar iç yüzeyine olan travma o kadar fazladır. O yüzden kan basıncı yani tansiyon mutlaka normal sınırlarda tutulmalıdır. Hipertansiyon tanımı 130/80 mmhg üzeri değerleri ifade eder. Burada unutulmaması gereken konu, hem büyük hem de küçük tansiyonun normal sınırlarda olması gerekliliğidir. Bir değerin bile yüksek olması, hipertansiyon tanımı için yeterlidir. Kişiden kişiye değişmekle beraber genellikle 135/85 mmhg üzeri değerlerde medikal tedavi gerekliliği vardır. Hayat tarzı değişikliği de tansiyon kontrolünde çok etkindir. Tuzsuz diyet, düzenli egzersiz, kilo kontrolü kan basıncı kontrolünde özellikle genç hastalarda medikal tedavi kadar etkin olabilir. Hipertansiyon genellikle klinik şikayet yaratmadığı için herhangi bir şikayet olmadığı halde ayda 1 kez de olsa mutlaka tansiyon ölçümü yapılmalı, 130/80 mmhg üzeri durumlarda bir doktor muayenesi olunmalıdır.” dedi.

SİGARA KALP SAĞLIĞINI TEHDİT EDİYOR

 Sigaranın kalp sağlığının en büyük düşmanlarından biri olduğunu ifade eden uzman, ”Sigara, damarın iç yüzeyine hasar verir, ayrıca kanın akışkanlığını azaltır yani kanda pıhtılaşmayı artırır. Bozulmuş bir endotelde, pıhtılaşmanın da artması ile beraber damarın tıkanma riski çok daha fazla olur. Sigara ayrıca hem tansiyonu yükselterek hem de damarlarda büzülmeye sebep olarak yine endotel hasarına katkıda bulunur. Sigara kullanan hastalardaki damar sertliği çok daha yaygındır, bacak damar tıkanıklıkları da hemen hemen neredeyse sadece sigara içen hastalarda görülür. Ayrıca sigaranın kanser fizyopatolojisindeki yerini de unutmamak gerekir. Vücutta görülen tüm kanserlerin sebepleri arasında maalesef sigara mevcuttur.” diye uyardı.

ÇOĞU KİŞİ DİYABET HASTASI OLDUĞUNUN FARKINDA DEĞİL!

Kalp damar tıkanıklığının en yaygın nedenlerinden birinin diyabet hastalığı olduğunu söyleyen Güngör, ”Fazla şeker damar iç yüzeyinde birikerek damar sertliğine sebep olur. Dengesiz beslenme, obezite, hareketsiz ve stresli hayat gibi olumsuz durumlardan dolayı diyabet hastalığının görülme sıklığı her geçen gün artmakta ve maalesef daha erken yaşlarda görülmektedir. Ülkemizde pek çok kişi de ne yazık ki diyabet hastası olduğunun farkında bile olmadan yaşamını aslında büyük bir risk altında sürdürüyor. Çünkü diyabet hastalığı da hipertansiyon gibi sinsi seyreder, hastalığın erken evrelerinde hiç şikayet olmayabilir. Bu da tanıda gecikmelere sebep olur. O yüzden mutlaka belli periyotlarla doktor kontrolü yapılmalı, hastalığın uç organ hasarı oluşturmadan tanı ve tedavisi sağlanmalıdır. Diyabetten korunmadaki en etkin yol, dengeli beslenme ve egzersiz alışkanlığının edinilmesidir. ‘ diye belirtti.

KALP SAĞLIĞI VE KOLESTEROL

Kolesterol konusuna da değinen uzman şunları söyledi: ”Kolesterol, vücutta üretilebilen veya dışarıdan gıdalarla alınabilen bir maddedir ve vücut için gereklidir. Örneğin; pek çok hormon sentezinde kolesterol kullanılır. Ancak kolesterolün fazlası, damar duvarında birikerek damar sertliği oluşumunu başlatan ana sebeptir. O yüzden azı karar çoğu zarar ifadesi kolesterol için uygun bir tanımdır. Bilindiği gibi 2 tür kolesterol vardır. Kötü olarak bilinen LDL kolesterol ve iyi olarak bilinen HDL kolesterol. Damar sertliği yapan LDL kolesteroldür. Normal değeri 130 mg/dl altıdır. Kolesterolün ilaç tedavi gerekliliği hastanın kalp damar hastalığı risk faktörlerine ve kan kolesterol seviyesine göre değişir. Yani kolesterol ilaç tedavileri bireysel tedavilerdir. Hastanın damar yapısına veya risk faktörlerine göre agresif ilaç tedavisi verilebileceği gibi ilaçsız takip de yapılabilir.”

FAST FOOD VE ALKOL KULLANIMI KALP KRİZİ RİSKİNİ ARTIRIYOR!

Kalp krizi riskini önlemek için fast food ürünlerin tüketilmemesi gerektiğini dile getiren uzman kardiyolog, ”Fast food ürünlerden, paketli hazır gıdalardan kaçınmak kalp krizini önlemede önemli destek sağlar. Hayvansal yağ oranları ve kalorisi fazla, raf ömrünün uzatılması için katkı maddeli ve tuz içeriği yüksek bu ürünlerin aşırı tüketilmesi obezite, hipertansiyon, kolesterol, diyabet gibi hastalıkların da artmasını kaçınılmaz kılar. Fastfood tarzı beslenme; kalp damar sağlığı kadar mide-bağırsak sistemi hastalıkları, kanser gibi pek çok hastalığın da oluşmasına sebep olmaktadır. Alkol kullanımı da; içerdiği şeker dolayısıyla obezite ve diyabet hastalığına yol açmaktadır. Alkol aynı zamanda vücudun sıvı yükünü artırarak kalp yetmezliğinin kötüleşmesine ve çarpıntılara sebep olabilir.” diye söyledi.

DÜZENLİ EGZERSİZ YAPIN!

Günlük olarak 45-60 dakika süreli egzersizin önemine vurgu yapan Güngör açıklamasını sonlandırırken şunları dile getirdi: ”Egzersiz yapmak; kan basıncı kontrolüne, diyabet ve kolesterol düzeylerini düşürmeye, ideal kiloya ulaşmaya katkı sağlayarak kalp damar hastalıklarından korunmaya destek olur. Her gün tempolu yürüyüş, yavaş tempo koşu, bisiklet veya yüzme gibi aerobik egzersizler tercih edilmelidir. Yapılan egzersizlerde nabzın yükselmesi, hafif terleme sağlanmalı, alışveriş gezisi şeklinde olmamalıdır. Yürüyüş sırasında birlikte yürüdüğümüz kişiyle rahat konuşabilmemiz tempomuzun yetersiz olduğu anlamına gelir. Koruyucu hekimlik anlamında, günlük bir saat yürüyüş yapmak hekiminizin size vereceği reçeteden çok daha fazla faydalı olabilir.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir