İstanbul’un yakınındaki saklı cennet: İğneada

Yazının en başında belirtmek isterim ki İğneada çocukla tatil için güzel bir seçenek fakat yolu zor ve denize girmek istiyorsanız biraz şanslı olmanız gerekiyor. Biz her şeyi göze aldık ve yola çıktık. Bulgaristan’a sınır olan Kırklareli’nin Demirköy ilçesindeki bölgeye İstanbul’dan ortalama üç buçuk saatte varılıyor. Yolda viraj o kadar çok ki dönmekten hem beni hem de Lorin’i araba tuttu, hatta Lorin kustu… Yine de yol yemyeşil ağaçları ve ayçiçeği tarlalarıyla görsel bir şölen sunduğundan içimize bol temiz hava çekip moral bozmadan seyahatimize devam ettik.

Lorin, lüks kamp fikrini çok sevdi.

İğneada öyle Alaçatı, Bozcaada gibi dar ve renkli sokakları, taş evleri filan olan bir köy değil. Doğada olmayı seviyorsanız, türlü yeşili bir arada görmek, ormanda yürümek size iyi geliyorsa gitmeniz gereken bir yer. Karadeniz kıyısı olduğundan denizi çoğunlukla dalgalı. Biz sabah erkenden gitmemize rağmen giremedik. Sakinken yakalayanlarsa anlata anlata bitiremiyor denizinin güzelliğini. Gelelim bölgenin kalbi niteliğindeki longoz ormanlarına… Biz longozun hemen arkasında glamping yani daha lüks kamp imkânı sunan Longosphere’de konakladık. Çocukla kamp deneyimi için glamping denen konforlu çadırlar iyi bir başlangıç. Kaldığımız tesisin içinde bir havuz da vardı.

Ormanın ortasında havuza girmek ve akşamları yakılan ateş Lorin’in en çok sevdiği şeyler oldu. Gündüzleri bile “Anne ateşi yakmışlar mı, bir bakalım” diye beni sürekli bar alanına götürdü. Tatil bittikten sonra da günlerce “Biz ormana gittik, kamp yaptık” diye her önüne gelene anlattı. Tesis oda/kahvaltı hizmeti sunuyor ama gün boyu restoranında yemek servisi var. Her şey gerçekten çok lezizdi. İçeride hem yetişkinler hem de çocuklar için macera parkuru da mevcut. Günübirlik girmek mümkün. Çocuklu aileler tesisi doldurduğundan Lorin pek çok arkadaş buldu ve ben de oldukça rahat ettim.

Doğayla kucaklaşma

İğneada’da denize girmek dışında yapılacakların başında doğayla kucaklaşmak geliyor. Longoz Ormanları Milli Parkı bu anlamda ilk durağınız olabilir. İster rehber eşliğinde isterseniz kendi başınıza ormanı keşfe çıkabilirsiniz. İçinde 5 ayrı göl, 544 çeşit bitki, onlarca hayvan türü var. İsteyenler Mert Gölü’nden kano turuyla longoz ormanlarını keşfedebiliyor. Biz gittiğimizde yine rüzgâr nedeniyle kano turları durdurulmuştu. Can yeleği giymek koşuluyla çocukları da kanoya alabiliyorsunuz. Ayrıca yine orman içinde bisiklet, safari ya da ATV turları var. İğneada’da yapılacaklar çok değil. Güzel birkaç saat geçirmek için Limanköy tarafına gidebilirsiniz.

Arabayla merkeze 5 dakika mesafede. Gittiğinizde ‘Uğur’un Yeri’ adlı mekânda kahvaltı etmenizi tavsiye ederim. Tam kararında bir serpme kahvaltı sunuyorlar. Bahçesinde tavukları, kedisi, köpeği olan, sıcak ve samimi bir mekân. Kahvaltıdan sonra Fransız Deniz Feneri’ne geçmek keyifli oluyor. Fenerden günbatımı da oldukça etkileyici. Lorin’e deniz fenerinin işlevini anlatmam uzun sürdü ama manzaraya karşı oturmak zevkli oldu. Akşam yemeği için tavsiye edeceğim bir restoran da Limanköy’e giderken sahil üzerindeki Rota Balık. Kumların üzerine kurulan masalarda yemek çok güzel, üstelik çocuklar da akşam saati bir kez daha kumların tadını çıkarıyor. Çiftlik hayatını, hayvanları sevenler ve ekolojik doğal yaşam çiftliği deneyimi yaşamak isteyenler için bir başka alternatif de Sisli Vadi’yi ziyaret etmek ya da orada konaklamak olabilir.

Orman içinde, çiftlik hayvanlarıyla iç içe, yanında dere akan, içinde yapay bir göleti olan kocaman bir çiftlik. Biz kahvaltı etmeye gittik. Lorin burada oğlak sevme şansını yakaladı ve orada olduğumuz tüm süre boyunca “Çüçük çeçi annesine kavuştu mu, bir bakalım” diye beni çekiştirip durdu. Çiftlikte kaz, tavuk, koyun, keçi, ineklerin beslendiği büyükçe bir alan var. Gündüzleri hayvanlar otlamaya çıkıyor, akşam günbatımı saatlerinde ahırlarına dönüyorlar. İşte o sırada hepsiyle haşır neşir olabiliyorsunuz. Çiftliğin çoban köpeği Sultan, keçileri sevmenizi kıskanıyor ve onunla oynamanız için hemen yanı başınızda bitiyor. Hiç yanımızdan ayrılmadığı gibi dönüş saatinde bizi kapıya kadar uğurladı Sultan. Burada farklı tarzda inşa edilmiş 12 ev, çadır ve karavanlılar için de kamp alanı mevcut.

Yarasaların evi

Yapılacak son aktiviteyse dönüş yolunda Dupnisa Mağarası’na uğramak. Lorin uyukladığı için ben burayı tek başıma gezmeye karar verdim, inmesi güzel ama yukarı çıkarken pişmanlık yaratacak merdivenleri var. Kış ayları yarasaların üreme dönemi olduğundan mağara altı ay ziyarete kapatılıyormuş. Bu mevsimde de mağara ışıklandırılmış olmasına rağmen yarasaların yaşadığı yerler karanlık tutuluyormuş. Ben yarasa bilgisini aldıktan sonra şöyle bir bakınıp sakin sakin indiğim merdivenleri koşarak geri çıktım diyebilirim. Doğayla haşır neşir olanların seveceği bir aktivite.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.